TARİH

 

 


SUMER EDEBİYATI

Edebi Metinleri İçeren Tabletlerin Öyküsü

Sumer edebiyatı üzerine çalışmalar geçen yüzyılın başlarından itibaren sürmesine rağmen, ancak yüzyılın ilk yarısından sonra bir çok metnin anlaşılması ve tanımlanması mümkün oldu. Fakat geriye çalışılacak daha yığınlarca metin var. Bunların bir kısmı müzelerde yayınlanmadan duran veya ne olduğu anlaşılmayan parçalar halinde bulunuyor. Bir kısmı da toprak altında kuşkusuz.

Bilindiği gibi, Sumerliler insanlık tarihinde dillerine uygun ilk yazıyı icad eden uygarlıktır. Önce resim şeklinde başlamış, yazı ve taşlar üzerine kazılmış.
Daha sonra Fırat ve Dicle nehirlerinin getirdiği balçık, yazı malzemesi olarak kullanılmış. Yazı, yüzyıllar boyunca resim yazısından çiviyazısı dediğimiz şekle dönüşmüş ve İ.Ö 2.binin başlarında hemen her konuyu yazacak şekilde geliştirilmiş. Bu geliştirme okullarda olmuş. Bulunan belgelerden anlaşıldığına göre,
yazının icadından hemen sonra okullar açılmış, fakat elimizde bu ilk çağlara ait çok az belge var.

Sumer edebi tabletlerinin en çok bulunduğu yer, zamanında bir kültür merkezi olan ve yüzyıllar boyunca varlığını koruyan Irak'ta Bağdat'ın güneyinde (eski adı) Nippur (Yeni adı Niffer) şehri harabeleridir.

Tabletler İstanbul Arkeoloji Müzelerine, ilk olarak Nippur kazılarından geldi. 1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından çıkarılan Eski Eserler Nizamnamesi'ne göre, o tarihten sonra yapılacak kazılarda bulunan bütün eserlerin kazıyı yapanlarla Osmanlı devleti arasında paylaşılması öngörülmüştü. Daha önceki kazılardan çıkan bütün eserler Avrupa'ya, özellikle İngiltere'ye götürülüyordu. 1835 yılında ilk çözümü başlatılan çivi yazılarının okunup anlaşılması, bulunup İngiltere'ye götürülen Asurbanipal kitaplığı yoluyla çok ilerlemiş ve Asuroloji bir bilim dalı haline gelmişti. Ancak o zamanlar Sumerliler hakkında hiçbir bilgi yoktu. Yalnız Asur edebi metinlerinin bazılarındaki satırların altlarında başka dile çevirilerin bulunması, özellikle Gılgameş Destanı'nda bulunan ve Asurca olmayan özel adlar, başka bir dilin varlığını kanıtlıyordu. 1883 Nizamnamesi'ne göre ilk kazı Philadelphia Üniversite Müzesi tarafından 1889 yılında Nippur'da başladı ve 1900 yıllarına kadar ara ara süren kazılardan çıkan eserlerle tabletler İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile yarı yarıya paylaşıldı.

Bu arada şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Üniversite Müzesi, Osman Hamdi Bey'e Irak'ta kazı yapabilecekleri 10 yer adı vermiş. O bunlar arasından Nippur'u seçmişti. Bu hakikaten büyük bir şans olmuş bizim için. Daha önce de belirtildiği gibi, Nippur Sumer'in kültür merkeziydi. Varlığını İÖ en az 2500 yıllarından başlayarak İsa'nın doğumuna kadar korumuş olması nedeniyle bütün bu çağlara ait belgeleri saklamış yıkıntılarında.

Bu kazılardan 14 bin kadar tablet Arkeoloji müzeleri'nin payına düşmüştür. Bir o kadarı da Philadelphia Üniversite Müzesi'ne gitmiş. Arkeoloji Müzesi'ne gelen tabletlerin yaptığımız tasnifinde 1500 kadarı Sumer edebi metni olarak ayrılmıştı. En az o kadarı da Üniversite Müzesi'ndeydi kuşkusuz. Bir kısmı daha sonraki kazılardan çıkmış, kaçırılarak veya satılarak dünya müzelerine dağıtılmış tabletlerle birlikte, bütün Sumer edebi metinlerini kapsayan 5000 kadar tablet ve parça olduğu tahmin ediliyor. Bunların yaklaşık üçte biri İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nde bulunuyor.

Tabletlerin müzede olması, ancak yayınlanmalarıyla bir anlam kazanacaktı.
Edebi metinler genellikle uzun olduklarından büyük tabletlere yazılmıştı. Bunlarda toprak altında kalınca parçalara ayrılmışlardı. Parçaların bir kısmı İstanbul'da kalmış, bir kısmı Amerika'ya gitmişti. Bu nedenle, iki müzenin tabletleri bir arada işlenmedikçe Sumer edebiyatının ortaya çıkması olanaksızdı. Bu amaçla Philadelphia'da bulunan tabletler üzerine çalışan Samuel Noah Kramer 1937'de bir yıl, 1946'da kısa bir süre, 1951'de yine bir yıllığına Arkeoloji Müzesi'ne geldi. 1951 yılında merhum arkadaşım Hatice Kızılay'la onun çalışmalarına katıldık. Böylece metinler daha kısa sürede yayına hazırlanacak,
bu çalışmalarda Türk uzmanların da payı olacaktı. Diğer taraftan hiç meşgul olmadığımız bir alanda da bilgi edinecektik.

Nitekim amacımıza ulaştık. Sumer edebi metinlerinin hemen hemen yarısını kopya ettik. Diğer yarısı da vaktiyle yayınlananlar dışında Kramer tarafından kopya edildi. Kramer'in 1937'de kopya ettiği metinler, Türkçe – İngilizce açıklamalı olarak Amerika'da yayınlanmıştır. Kramer' in sonradan yaptığı kopyalarla bizim yaptıklarımız iki cilt halinde Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlandı. Böylece İstanbul metinleri diğer Sumerologların da çalışmalarına sunulmuş oldu.

Bu tabletler, Sumer edebi kompozisyonlarına yeni konular katmış, ayrıca eskiden yayınlanmış olduğu halde konusundan ne olduğu anlaşılamayan metinlerin anlaşılmasını sağlamış ve konusu bilinen fakat bazı kısımları kırık olan metinlerin tamamlanmasını sağlamıştır.

* * *
Bugüne kadar Sumerlilere ait uzunlukları 100 satırdan 600 satıra kadar değişen 9 destan saptanmıştır. Bu destanlar;

  1. Enmerkar ve Aratta Beyi,
  2. Enmerkar ve Ensuhkeşdanna,
  3. Lugalbanda ve Enmerkar,
  4. Lugalbanda, Gezginci Kahraman

Geri kalan beşi Gılgameş'e ait:

  1. Gılgameş ve gök boğası,
  2. Gılgameş ölümsüzler ülkesi,
  3. Gılgameş, Enkidu ve yer altı Dünyası,
  4. Gılgameş ve Agga,
  5. Tufan

* * *

GILGAMEŞ

Gılgameş destanının ilk olarak Babilcesi bulundu Babilliler Sumerlilerin bu kahramana ait tek tek öykülerini birleştirerek onları bir bütün haline getirmişler.
Bu arada kuşkusuz kendilerinden de eklemeler yapmışlar. Geçen yüzyıl Nineve'de bulunan Asurbanipal kütüphanesine ait bütün tabletler İngiltere'ye götürülmüştü. Bu tabletler orada okunmaya başlayınca ilk olarak 1862'de George Smith bunlar arasında Tevrat'taki Tufan öyküsü gibi bir tufan öyküsünün bulunduğunu söylüyor. Kuşkusuz bu haber özellikle dindarlar arasında büyük heyecan yarattı. Çünkü bu konunun ilk olarak Tevrat'ta yazılı olduğuna inanılıyordu.
Daha sonra bu destana ait çeşitli yüzyıllardan pek çok parça bulundu. Ayrıca bu destanın Hitit, Hurru dillerine çevirileri ele geçti. Bunlar gösteriyor ki, destan yüzyıllar boyu okunmuş. Yakındoğu ulusları tarafından alınıp işlenmiş (metin hemen hemen 3500 satır). Bu destanın bu kadar sevilmesinin neden, her çağda, her ortamdaki insanın karakterini ortaya koymasıdır.
Gılgameş sevinen, üzülen, didinen, yorulan,umutlanan,umutsuzluğa kapılan bir insandır. Sevgi sadakat, şan ve şöhrete karşı büyük istek, serüven ve araştırma merakı, ölümden korku duyguları destanın yüzlerce yıl yaşamasına, komşu ülkelerin dillerine çevrilmesine neden olmuştur.
Bu destan Babilceydi. Fakat içinde geçen adlar, özellikle Gilgameş ve tanrı adları başka dile aitti. Bu yüzden destanın bir ana kaynağı olmalıydı. Daha sonra güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda çıkan Sümerce tabletler arasında Gılgameş'e ait destanlar ortaya çıktı. Böylece Babil destanının Sumerlilerden alındığı anlaşıldı. Sumerliler Gılgameş'e ait öyküleri ayrı ayrı yazmışlar Babilliler onları birleştirerek, biraz da kendilerinden eklemeler yaparak onlardan büyük bir destan yaratmışlardır.

Muazzez İlmiye Çığ

UYGARLIĞIN KÖKENİ SUMERLİLER -1 Kaynak Yayınları

Hazırlayan : Aydın GÜVEN

 

 








anasayfa

 

 

LİNKLER