SİYASET İYİ GELİR (Yersen)
|
|
Sessiz sinema oyunu oynarken siyaseti nasıl anlatırdık acaba? İlk önce aklımıza gelen
siyasileri ve onların beden dillerini yapmaya çalışırdık herhalde; kürsüden halkına, kendinden emin bakışlarla, sert bir mizaçla ve gür ses çıkaracak bir beden hareketi ile nutuk atan kişileri canlandırırdık.
Siyaset denilince, yıllardır kafamızdaki karikatürize edilmiş siyasi tipler ve onların lafları gelir. Siyaset son derece sıkıcı olarak algılandığından, bu işi dalgaya almak ve halk tarafından karikatürlerine, magazin taraflarına, taklitlerine bakmak ve mizah içeren muhalefetlerini dinlemek daha cazip gelir. Kimin kiminle dalga geçtiği aslında bellidir ama yine de,
siyasetin ciddi tarafları ile ilgilenmek halk için sıkıcıdır. Halkın bu denli iç içe yaşadığı halde, günlük yakınma ve yorumlar dışında siyasetle ilgilenmek istememesinin nedeni ne olabilir acaba? Siyasetin herkese, her açıdan farklı görünen ve sürekli şekil değiştiren tuhaf bir yaratığa benzemesinden ve sadece iktidar sahipleri ile yandaşlarını memnun etmesinden kaynaklanıyor olmasın.
Günlük yaşantımızda özel ve genel faaliyetlerimiz olur; hayallerimiz ve ideallerimiz uğruna, kendimizin, ailemizin, düşünüyorsak toplumun geleceği için bir sürü çaba sarf ederiz.
Düşünürüz, çalışır çabalarız, hasta oluruz, dost oluruz, şarkılar türküler dinleriz, âşık oluruz, eğitim alırız, eğitim veririz, yeriz içeriz, yediririz içiririz, gezeriz, yoruluruz, uyuruz vb. Dünya dönerken içindeki tüm canlıların faaliyetlerine müdahale eden bir tek tanrı mı vardır acaba? Bence insanoğlunun ayak bastığı ve nefes aldığı her yerde siyasetin de mutlaka bir izine rastlanır. Evrende müdahale edilebilecek her şeyde kabul etsek de etmesek de, iyi ya da kötü mutlaka bir siyaset vardır.
Dünyada hangi taşı kaldırsan altından bir sembol çıkar. Bizler bu sembollere ne kadar sırt çevirsek de onlar bizi gölgemiz gibi takip eder. Sanki biraz korku filmi gibi oldu ama, korkulacak bir şey yok. Bu sembollerden birini tercih edersek, hele ki bu semboller içinde dönemin en güçlüsünün yanında isek, artık çekinecek durum ortadan kalkar. Bundan böyle güçsüzler sizden çekinsinler.
Siyasette kutsal olması gereken vazifeyi ve ahlakı aramak yerine, amaç ne olursa olsun, güçlülerin yanında olmak, işin en kestirme yanıdır. Mizah gücümüz bu defa tersten işlemeye başlar. Esas dalga geçenlerin tarafında olmak daha garantili gibi gelir. Ellerimiz ve burnumuz
o kadar uzar ki, bilimden, sanata, tarihten, uzayın derinliklerine kadar her yere karışabiliriz.
Her zaman haklının yerine güçlünün yanında olmak, ideolojik değil, aslında politik olmaktır.
Belli bir ideolojide takılıp kaldıysanız, hele ki o ideoloji özünde bireyi değil de toplumu ilgilendiriyorsa vay halinize.
Amacının dışına çıkmak gibi, başarılı işlerde olduğundan farklı bir durum vardır siyasette; amacına uygun ne kadar ikna edici kişi, söylem, sembol, doküman toplanırsa, halka vaat edilen hizmetler ne kadar ertelenirse (buna planları hayallerde saklamak da diyebiliriz) o kadar başarılı olunur.
Halk, mikrofonlardan bağıran bu siyasilerin, genellikle kime ne söylediğine, ve nasıl söylediğine bakar. Kanun düzenleyenler istedikleri kanunları, bizim istediğimiz ambalajlarda çıkarırlar.
- Şu endama bak hele, adam siyasete soyunmuş işte, bu işe kendini adamış, nasıl da bağırıyor.
- Evet, o kadar iyi bağırıyor ki, ne söylediğini yarın gazetelerden okuruz.
- Siyasetten anlıyor mu ? devlet işlerini, hak hukuk nedir bilir mi?
- Yahu dur gak guk etme, espiriyi kaçırdık. Gördün mü, nasıl racon kesti sen ona bak.
Siyasette bütün balıklar birbirini yutabilir bu yüzden tehlikeli denizlerde yüzmeyi iyi bilmek gerek. (Kayalıkların arkasından bir “höt” sesi geldiğinde, baktın senden büyük, en iyisi geçici sağırlık.)
- Kadınlar neden hep arkada, kadından lider olmaz mı?
- Olur ama arkada dursa, daha estetik olur. Başarılı erkeğin arkasında durmak bizim geleneğimizdir.
Bize aşçı değil, bize savaşçı lazım bey amca. O yüzden yanlış olmasın delikanlı olsun.
Bir parti logosu, güzel bir parti ismi, tabi biraz tüzükte ister, seçim sonuçlarına kadar herkesi kucaklayan sloganlar, şirketler, yandaşlar hemşeriler, vatandaşlar derken oldu bu iş oldu.
Siyasi partilerin, sembolleri, sloganları, ideolojik söylemleri, zamana ve koşullara göre değişir ama temsilcilerinin ortak bir tarafı vardır. Hepsi biz diğerlerinden farklıyız der. Liderlerinin ortak olmayan bir tarafları vardır, o da parmak izleridir. Onların parmak izlerini de, biz oy pusulasına bastıktan bir gün sonra, iade-i ziyaret olarak ceplerimizde algılayabiliriz.
Sıradan bir vatandaş siyaset ile ilgili en samimi yorumunu evinden yapar. Ailesiyle veya yalnız iken akşam televizyonda bir siyasi gördüğünde ona koltuğundan söylediği şeyler gerçek duygularıdır. Kahvehanede veya işyerinde biraz daha usturuplu konuşulur. Ola ki bir mikrofon uzatılırsa bu defa politika şeytanı insanın içine girer ve koltuğunda söyledikleri bir türlü gelmez aklına. Zaten gelse de mikrofon dan aynı yorumlar çıkmaz.
Siyasetinin en klasik sorunu, vaat edilenlerin bir türlü “gerçekleştirilmemesi”dir. Aslında bu durum siyasetin ta kendisidir. Halkı kontrol altında tutma sanatını en iyi bilenler bu işi yıllarca başarıyla sürdürürler.
- Bu adamdan lider olmaz, bunlar bizi çalımlar evladım
- Yahu bu çalımları bir de gavurlara atsa fena mı olur.
Nerede canlı varsa siyaset de oradadır diye düşünürsek, bu kaçınılmaz sistem bize kendini kabul ettirebilmek için elbette bizim idealimizdeki yaşam tarzını vaat ederek, hayallerimizin gerçek olacağına bizi inandırarak, bunları da yaparken sadece duymak istediklerimizi söyleyerek bizi kontrol altında tutacaktır.
Bu sistemlerin içine girebilmek de öyle kolay değildir. Her şeyden önce güç sahibi olmak gerekir. Güç denilen fiziksel terim aynı zamanda psikolojide de vardır ve mutluluğun tek anahtarı sanılarak sürekli sahip olma arzusu içindedir insan. Büyük güce tek başına sahip olan, doğal olarak en tepededir ve büyükten küçüğe doğru değişmez bir hiyerarşi kendiliğinden kurulur.
Devletler hükümetler vasıtası ile halklarının ihtiyaçlarını karşılama hizmeti ile sorumludurlar. Bazı devletler içlerinde farklı ideolojilere yer vermeden halkları yönetmeye çalışır, halk mutsuz olur. Bazı devletler de farklı ideolojilere sadece muhalefet yapma izni vererek sistemi yürütmeye çalışır halk yine mutsuzdur. Dünyada halklarının isteklerini elma şekeri olarak değil de gerçekten halkına verebilen yönetim şekilleri var mı bilemem ama, halkların da isteklerinde toplumsal değil de eninde sonunda bireysele dönüştürecek hesapları varsa, burada da büyük bir hata var demektir. İnsanları birbirine düşüren sistemlere küfür ettikçe, o sistemleri eline geçirenlerin yine aynı hataya düşmeleri, sahip oldukça daha fazlasını aratan egoları ile ilgili olsa gerek.
- Evladım bu lider nereden geldi?
- İçimizden geldi bey amca, İçimizden biridir, evladımızdır. Önceki uzaylı neydi öyle?
Siyasete yön veren kişilerin (iktidar sahipleri) niyetleri kadar halkların da niyetleri ve amacı önemlidir. Yönetme ve yönetilme ilişkisinde ezme ve ezilme olmadan sağlanabilecek bir ideoloji olsaydı bile, yine bundan rahatsız olacak milyonlarca insan olurdu. Bu güç dediğimiz eninde sonunda bitecek olan iktidar ve iktidara yakın olma düşkünlüğünü yüzünden yaşanan acıların hiç olmadığı bir dönemi yaşamadıysak, bu düşünceye kötümserlik denilebilir mi?
Toplumu oluşturan bireyler, güvenliği, sağlığı, eğitimi, düzeni ve refahı için destek verdiği
siyasal akımları belli bir süre için etkiler güçlendirir.
İktidar sahipleri çıkar gurupları haline gelince artık büyük bir zaman dilimi içinde yakın çevresini besleyerek ayakta kalır. Siyaset biliminden ve ahlakından uzak yönetimlerin aslında en büyük başarısı her defasında şekil değiştirerek yine halkın başına geçebilmeleridir. Yıllarca narkoz etkisinde dolaşan mutlu insanlardan vatandaşlar oluşturulur. Mutsuz olanlara da muhalefet denilen sakinleştiriciler verilir.
Biz oy vermedik bizi kim kucaklayacak diye üzülmeyin sakın, ister oy ver, ister oy verme,
her an siyasetin kucağındasın nasıl olsa.
- Bu devlet meseleleri ciddi işlerdir, bunlar bu işin altından kalkamazlar
- Enkaz devralmasaydılar daha iyi olacaktı ama olsun, onlara herşey feda olsun
Siyaset, cilvelidir oynaktır. İsterse vücudunun her tarafını hareket ettirebilir.
Biz onu seyrederken belli noktalara odaklanıp göğüslerinin arasına sıkıştırdığımız paraların hesabını yapamadan “o” sahneden ayrılır gider.
Halkların yüreklerinde taşıdığı; ne kadar kendine ait veya kendisini içinde hissettiği değerler var ise siyasetin oyuncağı olurlar. Bütün kutsallarımız, siyasetin kötü emellerine alet edilir.
Etnik topluluklar, dinsel topluluklar kullanılır. İnsan hakları kullanılır. Sempati duyulan liderlerinin isimleri ve posterleri kullanılır.
Önce duyguları sonra akılları ele geçirirler. Toplumun duygu ve aklını ele geçirme yolları, halkların aydınlanma ve bilinç düzeylerine göre, çoğu zaman bayat, nadiren de yeni taktik ve planlar yolu ile yapılır. Genellikle halkın asıl ihtiyacı olanı ambalaj yapıp, paketin içine ise kendi istedikleri neyse, onu koyarlar. Ambalaj açılıp içine bakılana kadar, yeni paketler hemen piyasaya sürülür ve elimizde sürekli parlak ambalajlar kalır.
Siyasetçiler iyi avcı olmak, Avlanacakları bölgeleri, mevsimini, silahlarını
iyi seçmek zorundadırlar. Onların peşinden gidenlere, avladıklarından elde ettiklerinin
bir kısmını tattırarak bunu eğlenceli bir spora çevirirler. Büyük bir orman misali, elinde gücü olanlar zayıflardan beslenerek yaşarlar. Siyasette bu dengeyi bozmak isteyenler yalnız bırakıldığında kuytularda parçalanır. Bunu bir tabiat dengesi olarak kabul edenler ise tavşan pisliği misali, kokmaz bulaşmaz bir biçimde, yaşamlarına omurgasızlar olarak devam ederler.
Ülkede skandal sayılabilecek haberleri, gazetelerde bulmakta güçlük çekiyorsanız,
İstikrarlı bir ülkedesiniz demektir. Yıldız falınıza bakarak rahatlayabilirsiniz.
Büyük bir mecliste dışarıdan görünen kavga gerçekten vekillerin temsil ettiği topluma, daha güzel bir dünya kurma kavgası mıdır? En iyi niyetlerimizle böyle olduğunu düşünürsek bu meclis tartışmalarından çıkan, kanunlaşan tasarıların sonuçları neden sadece halkın kaymak tabakası tarafından hissedilir?
Kürsülerin arkasında namus ve şeref üzerine edilen yeminlerle başlayan bu oyun, başka bir oyunla bozulana kadar devam eder. Ülkedeki felaketlerin ardından yapılan söylemler, alınacak önlemler gibi yansıtılır; Terör ve mafya kurbanları üzerine, dış ülkelerden yapılan psikolojik diplomatik hatta fiziki saldırılar üzerine, her seferinde “sadece” nefretle kınamalar ve “yaralar en kısa zamanda sarılacaktır” diyebilen herkes bu yetkileri alabiliyorsa, aslında daha etkili laflar edebilmek için danışmanlarını edebiyatçılardan da seçebilirler. Hatta gazetelerle beraber bir de soda verirlerse, vatandaşın gazını daha da rahat alabilirler.
Bu türden kokuşmuş siyasi hareketlerin tümü, çıkar grupları için mevcut konforlarını korumakla birlikte, maddi varlıklarını ve statülerini sürekli yükseltmek amacıyla yapılır. Tabi ki bu işin psikolojisinde büyük bir ego da vardır. Bu kontrol edilemez ego, çevreye büyük bir hayranlık halinde hastalık gibi yayılır.
- Demek ekmek siyasetin midesinde.
- Ha şunu bileydin, oraya ulaşmak mesele
Halkların mutlulukları ile ortaya atılan ideolojiler ilk bakışta bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az gibi görünse de, bunların içindeki damarlar vücudumuzdaki gibi karmaşık bir yapıya sahiptir ve sinir sistemimizi doğrudan etkiler.
Siyasi ideolojilerde aynı çatı altında gibi görülen toplulukların içinde de bitmez ayrılıklar vardır. Bütün kristalleşmiş sayılan İZM ler bile kendi içlerinde “İ” ler “Z” ler ve “M” ler olarak parçalara ayrılır. Sonra tekrar birleşmek isterler ve yine parçalanırlar. Bu tam birleşecekken daha da parçalanmanın koltuklarda yarattığı boşluk, o dönemdeki en fırsatçı cenah tarafından doldurulur.
Siyasilerin niyeti bozuk olanları, halkına değil koltuklarına bağlıdırlar. Bu liderlerin halkla buluşmalarındaki toz pembe sarılmalar ve muhabbetler öyle akılda kalıcıdır ki, biz onların nasıl bir konfor içinde yaşadıklarını hayal bile edemeyiz.
Siyasetin sağı solu, ilerisi, gerisi belli olmaz. Bu siyasilerin şahsi ideallerindeki yol tutuş özellikleri ve manevra kabiliyetleri hayranlık vericidir. Bir bukalemunun bile ortama uyması belki de daha fazla zaman alır.
Biz uyurken siyasetin de uyuduğunu düşünenler varsa bence hemen uyansınlar.
Siyasiler zaten bizim nerede ve nasıl uyuyacağımıza karar verenlerdir. Asıl işleri bizlere her akşam farklı masallar anlatarak tatlı rüyalar görmemizi sağlamaktır.
İnsanın devletlere göre kelebek misali ömrünün içinde bu çirkinliklerle mücadelesi ne kadar sürebilir. Vatandaşın güncel politikada yaşanılan ve yaşatılan olayları unutması son derece normaldir. Bir insan ömrü boyunca bunların çetelesini tutamaz.
Güncel politikada yaşananlar son derece katıdır ve sulandırıp tatlandırmak için çeşitli katkı maddeleri kullanılır.
Burada büyük sorumluluk tarihe not düşenlerin olmalıdır.
- Bu ülkenin ağzı laf yapacak kişilere karnı tok artık, gerçek kahramanlara ihtiyacımız var.
- Ne kahramanı bey amca, herkes ekmeğine bakıyor, parasız kahraman olur mu?
- İşçiden, çiftçiden, esnaftan, din adamından, iş adamından, siyaset adamından, doktordan, savcıdan, polisten, askerden, aydından, gazeteciden, sanatçıdan, yani vatanın her kesiminden kahramanlar diyorum..
- Sen de politikadan hiç anlamıyorsun be amcacım. En güçlü partiye gir, sana da iyi gelir.
- Şimdi anlıyorum, demek siyaset iyi gelir. Yersen
Her devlet, kendi içinde ve dünyada siyasetini belirler, gücü oranında stratejisini ortaya koyar. En güçlü olanlar yine diğerlerini göbeğinden, hatta elinden kolundan bağlamak sureti ile çarkların parçaları yaparlar. Suyun kaynağının başına oturanlar çeşmeleri de doğal olarak yönetirler.
Bozuk sisteme karşı bağımsız ve asi hareket etmeye çalışanlar birbirlerinden ne kadar bağımsızsa, armudun sapıyla uğraşıp, üzümün bağını göremeyenler ne kadar çoksa, sistem o kadar iyi yürür.
Toplumun her kesimini aynı anda memnun edebilmek elbette son derece güçtür.
Bu güçlüğe göğüs gerebilecek karakterler ortaya çıkarsa ve yine toplum da bu iyi niyete sahip çıkarsa, ancak o zaman istenilen standart sağlanır.
Aklı başında herkesin; çocuklarının ülkesinin ve dünyanın geleceği için, küçük ve kısa vadeli hesaplar yapmadan, her şeye rağmen doğru durmayı başaran bilgili, cesaretli, erdemli siyasileri bulup, seçip onlara sahip çıkmaları gerekmektedir. Yoksa siyasetin ve siyasilerin bu güvenilmez imajını değiştirmenin başka hiçbir yolu olmaz. Bu tarifi hayali gibi görünen ahlaklı siyaset insanları bulunana kadar, kötü niyetlilerin rahat bırakılmaması da önemli bir vatandaşlık görevidir.
- Nedir bu laf kalabalığı yahu bıktık be, herşey kağıt üzerinde, onlara sorsan her şey güllük gülistanlık. Aslında her yer bataklık, batıyoruz evladım uyan.
- Ah be amcacım, sen de komünistler gibi konuşma!
- Dur kızma, nereye gidiyorsun bey amca, daha “ racon” kesecektik.
|