OCAK 2008 / Sayı : 4
Anasayfa Eski Sayılar Linkler Beyaz Atölye İletişim

BEYAZ ATÖLYE

HAYATIN AMACI
 
NİMET TEVETOĞLU
 

İnsanların hayallerini süsleyen, uğruna savaşların verildiği, evliliklerin bitirildiği,
dostlukların unutulduğu değişim aracı, ufacık bir kağıt parçası, para.
Paranın gücüne cazibesine bir türlü anlam veremem. Neden insanlar çok para kazanmak için bu kadar uğraşırlar? Önlerindeki bütün güzellikleri çiğneyip silip atarlar?

Önceleri insanlar geçinmek için para kazanmak isterlerdi. Amaç karınlarını doyurmak, birkaç üst baş ve iyi kötü birtakım ihtiyaçlarını gidermekti. Zaman öyle hızlı bir şekilde değişti ki ufak tefek ihtiyaçlar bir anda mutluluk vermemeye başladı.
Adeta tüketim makinesi haline geldik. Para kazanmak, çok fazla kazanmak daha fazla almak en lüksünü almak gibi bir yarışa girdik. Bu arada para kazanmanın yollarını şaşırdık ve hırsımız eski mutlu günlerimizi bir anda silip attı.

Para artık araç olmaktan çıkıp hayattaki en büyük amacımız haline geldi. Geçinmek için değil güç için, hiçbir zaman kazanamayacakları saygıyı görmek için, çevredeki diğer insanlara hava atmak için çok para istenmeye başlandı. Öyle bir duruma geldik ki; insanlar bilgileriyle dürüstlükleriyle iyilikleriyle değil de paralarıyla değerlendirilmeye başlandı. Para artık her ayıbı örttüğü gibi, her kapıyı açtığı gibi, bilgisizliği çirkinliği kötülüğü de örtbas eder duruma geldi.

Şu kişi evleniyor

  1. Zengin çocuk,
  2. Yazlığı var, 
  3. Evi var arabası var gibi lafları o kadar çok duyar olduk ki; karakteri nasıl diye soramaz hale geldik.

Paramızla her şeyi satın alabileceğimizi düşünürüz. Ama dostluğu sevgiyi, huzuru, mutluluğu bugüne kadar satın alabilen pek görülmemiştir. Para varken yanımızda bulunan yiyip içen insanlar para bitince batan gemiyi ilk terk eden fareler misali yok olur giderler. Arkalarına bakmadan…

Gazetelerde sık sık sayısal loto ve milli piyango zenginlerinin hayatlarını okuruz.
Sonlarının nasıl sefalet olduğunu, paranın bitmesiyle tek başına mutsuz bir yaşam sürdüklerini okuruz da bir türlü ibret almayız. Aksine koşarak soluğu bayii önlerinde alırız.
Amaç birden zengin olmak.

Çok değil 20 sene öncesine imrenerek baktığım yıllara keşke dönebilsek. Küçük evlerin olduğu çocukların kapı önlerinde oynadığı, insanların komşuculuk oynadığı yıllar. Geçim sıkıntısının olduğu ama paranın kölesi olunmadığı yıllar. O dönemlerde insanlık 1, para kocaman bir sıfırdı. Yani kazanan taraf aşktı sevgiydi dostluktu mutluluktu. İnsanlar evlerinin ve boş olsa bile mutfaklarının kapılarını hiç karşılık beklemeden ardına kadar açıp paylaşıyorlardı. Acı ve kötü günlerin de iyi günlerin de karşısında kol kola beraber duruyorlardı. En güzeli de birbirlerinin gözlerinin içine bakarak yalansız samimi bir şekilde dertleşiyorlardı.

Ya şimdi?

Komşumuzun arkadaşımızın kapılarını haftalar öncesinden randevu almadan çalamaz olduk. Gidip gelmeler kesildi. Para kazanmaya başladık ama paylaşmayı unuttuk. Artık aile kavramı o kadar küçüldü ki anne baba ve bir çocuktan ötesini aileden saymamaya başladık.
Önemli olan para biriktirmek, birikimleri arttırmak gayrimenkul yatırımı ve senede bir iki kere gidilen hapishaneye benzeyen tatil köylerine gidip mutluluk rolü yapmak.
Para bize insanlığı unutturdu ama rol yeteneği kazanmamızı sağladı.
Şimdi büyük bir çoğunluk istediklerini yapacak kadar para kazanıyorlar. Ama Bunun bedelini de çok ağır ödüyorlar. mutluluğu kaybediyorlar, huzuru kaybediyorlar, gülmeyi unutuyorlar. Gülümseme gözlerine ulaşamadan dudaklarında donup kalıyor. Çok parası olan kaç kişi acaba gece yatağında rahatça uyuyabiliyor.

Bana göre para insanın hayal gücünü, el becerisini, duygularını alıp götürüyor. Günümüzde oyuncaklara boğulan kaç çocuk, alınan şeylerin kıymetini biliyor ya da yeni bir oyun keşfetmek için çabalıyor, kafasını yoruyor. Zaten tüm oyunlar ve oyuncaklar gümüş tepsi içinde kendilerine sunulmuş, kafalarını yormanın ne gereği var?

Parayı bu kadar çok seven karısı ve çocuğundan başkasını düşünmeyen insanlar,  acaba vatan millet denilince savunmaya mı geçerler yoksa varını yoğunu satıp yabancı memlekette krallar gibi yaşamayı mı seçerler? Buda başka bir merak konusu tabiî ki.

Ben parayı pek sevemedim. Ben dostluğu sevgiyi arkadaşlığı aile kavramını hayata gülümseyerek bakmayı sevdim. Masa etrafında kahkahalar atarak sevdiklerimle yemek yemeyi, Kayalıklarda oturup denizi seyretmeyi adaların önünde altın bir tepsi gibi batan güneşi izlemeyi sevdim. Gökyüzüne bakarak şu anda şöyle yapmak isterdim diye başlayarak kurduğum hayallerimi sevdim. Ekmeğimi dostumla paylaşmayı, gözünün içine bakarak konuşmayı dertleşmeyi sevdim.

Param olmasa da canımın sıkıldığı anda derdimi dinleyecek dostumun olması ihtimalini bile sevdim.