Yaşamamız için gerekli olan temel ihtiyaçlara sahip olmanın en kısa ama en çamurlu yoludur yalanlar.
Balçık içindekiler yol kenarındakilere “yalandan kim ölmüş” aymazlığı içinde çamur atarlar ve herkes kısa zamanda kirlenmeye başlar.
Kirlenmeyenler yadırganır, kandırmak sakız çiğnemek kadar kolaydır artık.
Gerçekleri görmek istemeyiz çoğu zaman, çünkü onlar bize acı verebilir.
Yalanlar gerçeklerin önüne çekilen renkli perdelere benzer.
Perdenin önündeki oyuncular bize en güzel görünenlerdir, duymak istediğimiz her şeyi söylerler ve onları ayakta alkışlarız. Genellikle bizler de bu oyuna dahil oluruz ve ucu bize dokunana kadar da yalancıların senaryolarından hiç rahatsız olmayız.
Evet hepimiz kişilere ve koşullara göre genellikle çıkar amaçlı yalanlar üretiyoruz.
Bazen yüzümüz kızarmadan içimiz acımadan, bazen de hafif sıyrıklarla atlatıyoruz.
Eğer saklamamız veya saptırmamız gereken o kahrolası gerçekler ortaya çıkmazsa, zaten yalancı olmuyoruz utanmamıza gerek yok değil mi ?
Biz kandırırsak içimizden kahkahayla gülebiliriz.
Kendi yalanlarımız her zaman dostumuzdur, başkalarının yalanları ise en büyük düşmanımızdır, kandırılmaktan ve yalancılardan nefret ederiz.
Halbuki dürüst olmayan insanların yalancıları yerden yere vurması, onlardan hesap sorması ne kadar garip değil mi ?
Düzgün ilişkileri her zaman başlatmasa da, ayakta tutan en önemli unsur güvendir.
Çoğumuz bir şeyleri kurtarmak için kullanımı en kolay araç olan yalanlarla güvenilir olma erdemini yok ederek sonumuzu hazırlıyoruz.
Peki neden yalan söylüyoruz ?
Durumu kurtarmak için yada başkaları yüzünden mi ?
Yanlış anlaşılma korkusu mu ?
İlgi çekmek veya itibar sağlamak için mi ?
Ele geçirme, sahip olma, yada çıkar amaçlı mı ?
Ayıplanma korkusu veya suçları gizlemek için mi ?
Çoğaltmak mümkün.
Yalan yüzünden ölen insan görmedim ama, yalanlar yüzünden insanlığın öldüğünü rahatlıkla söyleyebilirim.