DENEMELER

 

İYİLİK – KÖTÜLÜK
AYDIN GÜVEN

“İnsan, yalnız sevdiği zaman kötülük etmez.” Anatole France

Bu iki kavram insanoğlunun, içten içe düşünmesine rağmen meselenin içinden çıkamayacak kadar karıştırdığı ve ister istemez bulaştığı adeta ana karakterlerindendir. 

İyiyi ve kötüyü idrak edemediğimiz yaşlarda büyüklerimiz hayat tecrübelerine göre bizlere kılavuzluk ederdi.
Muhtemelen hiçbir büyük, iyiliğin dışında yol göstermedi çocuklarına. Seçme şansı olanlar iyiyi seçti, iyilikle başladı hayata, ama sosyal durumlarından dolayı kötünün yanında ve kötülüğün tarafında mecburen kalanlar da oldu. İyi aile çocuklarının ileride kötü karakter sahibi olması veya kötü şartlarda yetişmiş bir çocuğun da, kendini iyiliğe adamış olması kimilerine göre kader, kimilerine göre ise toplum ve yaşam şartlarının zorlaması.

Hangi davranışın iyi, hangi bakış açısının kötü olduğuna karar vermeye gelince
bu durum yüzyıllardır insanlığın sonraki kuşaklara aktardığı felsefi bilgilere rağmen,
kutsal kitapların öğretilerinde insanlığa sunulmasına rağmen, her toplumun kendi kültürüne uygun ahlak kurallarına, aldığı eğitime ve günümüzün hukuk kurallarına rağmen, yine de insanoğlu, sonunda ne olursa olsun kendi kararını kendi veriyor.

Kişi kendisine, ailesine, çevresine, topluma, doğaya ve dünyaya nasıl davranacağını yukarıdaki saymaya çalıştığım sistem ve kurallardan öğreniyor. Elbette bu bilgi ve kurallarda çoğunlukla iyiye işaret ediyor ama bunlar sadece bilgi. Esas olan bilgiyi iyi niyetle bilinç düzeyine yükseltip uygulayabilmektir.
Uygulayamayanlar dünyanın en büyük savaşını başlatmış oluyorlar. Doğruların ve yanlışların savaşı.

Çok kafa karıştırmaya gerek yok aslında işin özü belli. İyilik başka, kötülük başkadır.  Kalın bir çizgiyle ayrıdır. Karışık olan ise insanın zaman zaman saf değiştirmesidir. 
Bu saf değiştirme meselesine iç dünyasının karışıklığı ve kaosundan kurtulamayanlar uygun kılıflar bulmuşlardır. “Herkesin kendine göre doğrusu var, bu yaptığım bana göre iyiliktir” gibi.

İyilikten her geçen gün uzaklaşmamıza, bu gözle görülür bozulmaya en büyük katkıyı, kuşkusuz içinde bulunduğumuz yüzyılımızı modern çağdan daha modern diye insanlığa yutturulan postmodernizm ve onun kültürü yapıyor. Yeni dünya düzeninin post modern kültürünü empoze edenler, bu kavramların göreceli olduğunu sümen altından yayıyorlar. Kafa karıştırmak insanı ele geçirmenin yollarından biri ise, bunu en iyi şekilde uygulatıyorlar. Neredeyse her şeyi göreceli hale getirerek disiplinsiz bir toplum yaratılıyor.

Ahlak göreceli ise, doğru göreceli ise yani iyilik işimize geldiği gibiyse, O zaman bütün felsefe kitaplarını atalım. Bütün kutsal kitapları yakalım. Hiçbir bilgiye ihtiyaç yok nasılsa her şey karmakarışık.
Kişiliğimizi bırakalım düzeni sağlayanların eline. Onlar bizim bütün ahlaki değerlerimizi harmanlasın bizi kurtarsınlar bütün kurallardan. Biz ne olduğumuzu unutalım, sistemi bize empoze edenler ne olduğumuza karar versin.

Aslında kişinin yaptığı ve iyilik gibi gördüğü eylem belki de sadece kendisi için iyiliktir.
Herkes iyilik ve kötülükler içinde yaşar.  İyiliğe geçiş zor, kötülükten de kaçış zordur.
Önemli olan hangi safta daha çok vaktini harcadığındır.

Filmlerde sürekli gördüğümüz iyi ve kötü karakterler var. Biz hep kötüleri ve zalimleri
çirkin suratlı kaba saba tipler olarak tanıdık. İyi olanlar ise yakışıklı boylu poslu yağız delikanlılar veya güler yüzlü utangaç hanım hanımcık tiplerdir. Peki gerçek hayatta böyle mi ? Bence her zaman böyle değil bu karakteristik özellikler. Ne kadar da “insanın yüzünden belli eder” dersek de yine de siz filmlerdeki iyi tiplerin gerçek hayatımızda kötü karakterler de olabileceğini düşünün.

Bence kötülük, kişinin değer saydığı “şey”leri elde etme çabasının içinde farkında olarak, farkında değilmiş gibi yaparak veya iyilik maskesi altında insanların zaaflarından yararlanma çabasıdır.

İyilik ise insanı insan yapan değerleri hiç unutmadan yaşama, sevmeyi saymayı bilme paylaşmayı bilme, gerektiğinde çekinmeyi ve utanmayı da bilme, yani insan olma sanatıdır.

İyilik ve kötülük adına yapılan tüm eylemler kişisel ufak hareketler gibi görülmesine rağmen aslında toplumsaldır. Kötülük daha kolay ve çıkarcı yanı koruduğundan iyiliğe oranla daha çabuk bulaşır.

İyi insan saf insandır. Saflık bozulmamış anlamına gelir. Safın karşılığı da uyanıktır toplumda. Bu uyanıklar, saf insanları yani iyi insanları aptal yerine koyarlar. İyi insanların aynı zamanda akıllı olabileceğini düşünmezler. İyi niyetli akıllı ve bilinçli olmak, kötülere tepki göstermek,
en büyük erdemdir.

Ahlaksızlığa tepkinin sadece kişinin kendisine yapıldığında devreye girmesi garip olduğu kadar acıdır.

Uzak doğu kültüründen bildiğimiz ying yang felsefesinin simgesini düşünelim.
Büyük beyazın içinde küçük siyah ve ona yapışık büyük siyahın içinde küçük beyaz. Bu karşıtlık ilişkisini tüm doğada gerçekten görebiliriz. Her düşüncenin karşı düşüncesi veya her etkinin karşı etkisi yine kendi içinde barınır.

Ben iyilik ve kötülüğü bu simgeyle hatırlıyorum. Büyük iyiliğin içinde küçük kötülükler veya büyük kötülüğün içinde küçük iyilikler. Bu hayatın kaçınılmaz tarafları gibi gelse de ben safların safındayım herkes tarafını seçsin, safını alsın.

İyiliklerin çoğalması umudu ile…

 

 


 


anasayfa

KATEGORİ

- İLETİŞİM -

 

LİNKLER