MAYIS 2008 / Sayı : 8
Anasayfa Eski Sayılar Linkler Beyaz Atölye İletişim

BEYAZ ATÖLYE

KÂBUS
NİMET TEVETOĞLU

Benim en büyük kâbuslarımdan biri ilklerdir sanırım.

Okula başladığım ilk gün, arkadaşlarla ilk tanışma, ilk çıkılan yemek, düğün salonuna ilk giriş ve daha niceleri, sayfalarca yazabilirim sanırım.

İlkokula başlamadan hazırlıklar tamamlanmış, yeni çantam, önlüğüm, ayakkabılarım pırıl pırıl bir şekilde başucuma konmuştu. Sanırım ilk o zaman keşfettim bendeki bu rahatsızlığı. Sabaha kadar uyuyamamıştım. Karnımda garip bir ağrı vardı ve devamlı -nasıl gideceğim? diye düşünüyordum. Okulun bahçe kapısından içeri girme düşüncesi bile tüylerimi diken diken yapıyordu. Oysaki ablamda aynı okuldaydı ve birlikte gidecektik.

Zor bela okulun kapısından girdim ve “tamam” dedim. Bu olay ilk ve sondu. Bir daha böyle karın ağrıları çekmeyecektim. Dememe kalmadı okul bitti ve ikinci sınıfa başladık. Yine karnımda aynı ağrı ile okulun yolunu tuttum. Üç, dört, beş derken ilkokulu tamamladık.

‘Belki' dedim ortaokulda biraz büyüdük ya; hani daha az heyecan ve daha az ağrı, daha çok sosyalleşme, daha çok arkadaş olur hayatımda. Yanılmışım büyüdükçe sancıların dozajı da arttı. Durum çığırından çıktı çünkü; yavaş yavaş ergenliğe geçiş dönemim başladı. Okulun ilk günü değil, her Allahın günü kabus oldu benim için. Okul dışında arkadaşımla buluşmazsam okula gitme isteğim tamamen yok oluyordu. Derslerimde kötü değildi aslında, başarılı bir öğrenciydim. Başarılıydım ama asla sınıfta parmak kaldırıp herkesin önünde tahtaya kalkmak istemezdim. Hele bütün okulun önünde çıkıp şiir okumak, andımızı söylemek imkânsızdı.

Bir keresinde şiir okumam istenmişti de, heyecandan sesim kısılmıştı ve okumam iptal edilmişti.

Bizim dönemimizde ilk ve ortaokul yıllarında herkes gibi bize en yakın okullara gittik. Tabi ki yürüyerek. Ne servis gördük, ne minibüs ne de otobüs.

Genelde yazları o da ailelerle toplu taşıma araçlarını kullanırdık. Liseye giderken okul mesafesi yürünmeyecek kadar uzak olduğu için minibüsle gitmeye başladım. O yaşa kadar “müsait bir yerde inecek var” dememiş bir insan olarak epeyce zorlandım. O cümleyi söylerken sanki sesim kesiliyor ve o kadar tiz bir sesle söylüyordum ki değil şoför ben bile duymuyordum. Sonuçta istediğim yerde değil minibüsün yolcu almak için durduğu alakasız bir yerde iniyordum. Bu sessizliğim ile kaç kere para üstünü istemeden araçtan indiğimi ne siz sorun, ne ben anlatayım. Hatırlamak bile istemiyorum.

Lisede modaya uyup bende ‘flört bulma' şerefine nail oldum. Bunu da arkadaşlarımın aracılığıyla başarabildim. Tabi ilk buluşma günü bir felaketti. Yine sancılarla ve ellerim ter içinde buluşma yerine gittim. Ne sohbeti becerebildim, ne yemeyi. Gerçi O'nun da benden pek farkı yoktu ama neyse resmen dakikaları saydım. Bana ilk aşkını itiraf ettiğinde de bön bön bakıp, kafamdan film şeridi gibi geçen senaryolar sonucunda susup kaldım. İnanın ayrılmak istediğimi söylemek için bile on gün boyunca prova etmiştim. Çok zor bir olaydı hayatımda ilk kez bir insana “seni sevmiyorum, ayrılalım” diyecektim ve sonunda bunu da başardım.

Belki bu korkularımı yenmek için, kendime güvenimin artması için hep başka şehirde okumak istedim ve sonunda bana Edirne yolu gözüktü. Özgürlük, özgüven, eğlence beni bekliyordu orda. Gidip kendimi, kendime kanıtlayacaktım. Ayaklarımın üzerinde nasıl durulur, nasıl iletişim kurulur kendimle beraber herkese gösterecektim.

O günü hatırladıkça hala içim bir tuhaf olur. Ana baba kuzusu, evin küçüğü ben, yuvadan uçuyordum adeta. Evden ilk ayrılanda bendim bu arada. Babam beni o yabancı şehirde bırakıp gittiği gün içimde adeta fırtınalar kopuyordu. Bir yanım geri dönmek istiyor, diğer yanım başaracaksın diyordu ve başardım.

Okulun bahçesinde rahat bir şekilde oturup, üstelik ilk adımı ben atıp bir dolu öğrenciyle tanıştım. İlk sınavı başarıyla vermiştim. Sırada ikinci sınav vardı; öğrenci yurdu ve oda arkadaşları. Allahtan 4 kişilik odaydı, kaynaşmak o kadar zor olmasa gerekirdi. O günlerde yıllarca süren arkadaşlığın ilk temellerini sağlam bir şekilde attık. Orda da zor günler geçirdim, kendimle çok kavgalar ettim, bazen başardım bazen yenildim. Ama en önemlisi kendime olan güveni biraz da olsa kazandım.

Asla bir çay bahçesine tek başına gidip oturamayan, yarım saat dolaşıp arkadaşlarının gelmesini bekleyen ben istediğim mekana gitmeyi öğrendim.

Hala içeriye tuhaf bir duyguyla girerim ama olsun, gidebiliyorum ya önemli olan bu.

Ben tek başına sinemaya gitmenin zevkini yirmi beşli yaşlarda öğrendim. Tek başıma yürümenin, deniz kenarında gezintinin tadına varmam da o dönemlere denk gelir. Kuaföre yalnız gitmenin ne kadar basit bir olay olduğunu, bazen tek başına alışveriş etmenin güzelliklerini keşfettim.

İnsan tek başına, daha çok detay ve güzellikleri görerek, düşünerek. hayatı mükemmel yaşayabiliyormuş. Geç de olsa öğrendim.




 

NİMET TEVETOĞLU (Arşiv)

 
 
(Nisan 08 / Sayı-6)
 
(Şubat 08 / Sayı-5)
 
(Ocak 08 / Sayı-4)
 
(Aralık 07 / Sayı-3)
 
(Kasım 07 / Sayı-2)
 
(Ekim 07 / Sayı-1)