TARİH



 


TARİH BOYUNCA KADIN

Sumer'de siyasal yaşamda kadınlar kral eşleri olarak veya krallık yaparak
Sumer tarihinde önemli roller oynamışlardır. Halk kadını da kendi başına ticaret yapabiliyor,
mal sahibi olabiliyor, borç alıp verebiliyor, kefil olabiliyor, dava açabiliyor, mahkemelerde tanıklık edebiliyordu. İslamdaki gibi iki kadın bir erkek yerine geçmiyordu. Kadınlar tarla, bahçe, su kanalları açma, dokumacılık gibi işlerde çalışıyorlardı. Doktor, ebe, berber, sekreter, denetleyici ve meyhaneci kadınlar vardı. İş anadan kıza geçiyordu. Kadınların işlerinden biride mabetlerde rahibe olarak
çalışmaktı. Sumerlilerde rahibeler fahişeliği Tanrı adına yaptıkları için kutsal görev sayılmış.
Diğer kadınlardan ayrılmak için başları örtülmüştür.
Daha sonra bir Asur kralı bunu kanun yoluyla evli ve dul kadınlara uygulattırmıştır.
Bu gelenek Musevilere, onlardan da Müslümanlara, sözde erkeklerden kaçma şeklinde geçmiştir.
Erkek olmayan yerde Kur'an okurken başın örtülmesi Sumer'deki kutsallığın bir devamıdır.
Sümer'de tekeşlilik vardı. Ancak kadının çocuğu olmazsa kadının izniyle kocası başka bir kadını alabiliyordu. Fakat birinci kadın, ikinci kadını çocuğu olduktan sonra satabiliyor, evden atabiliyordu. Kadın kocasını istemezse mahkemeyle boşanabiliyordu. Yazılı belgesi olmayan evliler yasal değildi.
En az 4500 yıl önce uygulanan bu yasa bizde Cumhuriyet'ten sonra başlamıştır.

Sumerlilerin yavaş yavaş siyasal yaşamdan çekilmeye başladıkları İÖ 1900 yıllarında Mezopotamya'nın kuzeyinde yaşayan Asurlar Anadolu ile ticarete başladılar.
Bu tüccarlar Kayseri'nin yakınlarında bugün Kültepe denilen, o zamanlar Kaniş, Neşa adlı şehrin etrafında bir koloni kurdular. Anadolu'dan, Asura'a, Asurdan Anadolu'ya çeşitli mallar taşıyor ve pazarlıyorlardı. 200 yıla yakın süre bu tüccarlar çiviyazısıyla kil tabletler üzerine ticari yaşamlarını ve Anadolu'nun yerli haklı hakkında geniş bilgiler yazmış ve üç kuşak boyu belgeler saklanmıştır.

Belgelerden Anadolu kadının çok özgür olduğu görülüyor. Anadolu'da şehir krallıklarında kraliçe olarak görev yapan kadınları görüyoruz. Halk kadınlarının da ticari işlerde erkekler gibi çalıştıklarını öğreniyoruz. Bu kadınlar; Asurlularla alışveriş yapıyorlar, borç alıp veriyorlar, borçlarını ödeyemediklerinde genç kadınlar hatta evli çiftler rehin olarak tutuluyor. Borçlu kadınlar, yapacakları işleri belirten bir tür taahhüt senetleri yazmışlar. Ayrıca Sümer'deki gibi kardeşleri, çocukları ve kocalarıyla ortak iş yapıyorlar. Evlilikte kadınla erkek eşit. Ayrıldıklarında mallar eşit olarak bölüşülüyor. Evlilik tekeşli ve bu, belgeleniyor. Belgelerde başka bir eş alamaz kaydı bulunuyor.
İki yıl içinde çocuğu olmazsa kadın kocasına bir köle alabiliyor fakat köle bir oğlan doğurur doğurmaz,
onu istediği gibi satabiliyordu. Kadın çocuk doğurmadığı için boşanmıyordu.
Boşanmada her iki taraf eşit haklara sahipti. Çocukların vesayeti annede. Erkek çocuklar için nafaka vermek zorunda. Anadolu kadınının 4000 yıl önce bu kadar özgür olması, ana Tanrıça kültünün ve anaerkil ailenin sürdüğünü göstermektedir. Asur ticaret kolonilerinin yıkılmasının ardından Hititlerin ortaya çıktığı görülüyor. Hitit toplumunda kraliçelerin devlet ve din işlerinde büyük rolleri var. Krallarla eşit haklara sahip. Kraliçenin memleket işlerinde, politikada, dinsel törenlerde kendi başına
hareket etme yetkisi var. Vakıf kurabiliyor, bağış yapabiliyor, yönetmelik yazdırabiliyor.
Başka ülkelerin kraliçeleri ve krallarıyla özgür olarak mektuplaşabiliyor. “Büyük kraliçe”, “egemen kraliçe” gibi unvanlarla devletler arasındaki antlaşmalara imza atabiliyor. Bu yetkiler kral öldüğü ve tahta oğlu geçtiği zaman, hatta ölünceye kadar sürüyor.
Yalnız Hitit kralının odalıkları ve haremi var. Kralın ilk eşinden çocuğu olmazsa odalığından olan oğlu
kral olabiliyor. Hitit kralları komşu ülkelerin kral kızlarıyla da evlenmişlerdir.

Hitit halk kadınıyla bilgimiz çok az. Çünkü aile arşivleri bulunamadı. Bu, yazının halk arasında yaygın olmadığını, Sumer ve Asur koloni çağındaki gibi işlemleri belgelemek zorunluluğunun bulunmadığını gösteriyor. Osmanlı devleti zamanında olduğu gibi, Hitit halk kadınları hakkındaki bilgileri dinsel belgelerden ve kanunlardan alabiliyoruz.

Mabetlerdeki dinsel görevlerde büyük rol oynadığı görülüyor. Dinsel görevlerin en üstünü,
“Tanrı analığı”dır. Bu konum İsa'nın annesi Meryem'le benzerlik gösteriyor.
Bu rahibeler için ayrı bayram törenleri yapılıyor. Mabetlerde pek çok rahibe var.
Sumer'deki gibi şarkıcılar, çalgıcılar, dansçılar, törenleri idare edenler, sihir-büyü yapanlar biçiminde sınıflandırılmış. Hititlerde mabet fahişeliğinin olup olmadığı pek belli değil, fakat kazılarda ele geçen vazolar üzerindeki kutsal evlenme törenini betimleyen kabartmalar mabet fahişeliğine ilişkin birtakım ipuçları veriyor.
Kanunlara göre cezalarda kadın erkek ayrımı yok. Aynı suça aynı ceza veriliyor. Ailede erkek evin reisi sayılmakla beraber kadının hakları da korunmuş. Evlenmede başlık parası var, buna karşılık kız da çeyiz getiriyor. Kız tarafı sözünden dönerse erkeğin verdiği başlık parası iki misli olarak geri ödeniyor.
Eğer erkek sözünden dönerse para kıza tazminat olarak kalıyor.

Veraset hakkında bilgi az. Kadının ölümü halinde kadının malı ve çeyizi çocuklarına düşüyor.
Kocası ölen kadın, kocasının mirasına ortak oluyor. Yalnız, ölen kocanın yerine onun ilk kardeşiyle,
o da ölürse ondan sonrakiyle, onlar yoksa yeğenleriyle evlenmek zorunda. Bunu Tevrat'ta görüyoruz.
Bu uygulama Tevrat'a Hititlerden geçmiş olmalı. Kadına toprak bağışı yapılıyor. İçgüveylik var.
Boşanmada mal mülk yarı yarıya paylaşılıyor. Hititlerde çocuklar babaya kalıyor.
Kadın ancak birini yanına alabiliyor. Boşanma ve evlenmeler özgürce yapılıyor.
Kadınlar ve köleler arasında eşitlik var. Kız kaçırmanın da cezası var. Zina büyük suç.
Zina kırda olura tecavüz sayıldığından adam öldürülüyor.
Eğer kral onları affeder veya adam karısının yaşamasını isterse kadın ve erkek ölümden kurtulur.

Hitit kadının iş hayatı hakkında hemen hiç bilgi yok. Yalnız hasat işlerinde ve değirmenci olarak çalıştığı biliniyor. Kadınlara erkeğin yarı ücreti veriliyor.
Sumer'de, İÖ 2500 yıllarında bir kral yaptığı bir reformda kadınların erkeklerle eşit ücret almaları gerektiğini yazdırmış. Fakat ne yazık ki bu kanun çabuk yürürlükten kaldırılmış ve kadınlar yine yarı ücret almaya başlamışlar.

Hititlerden sonra Anadolu'da kurulan devletlerde de kadınlar hakkında bilgi veren kaynaklar yok.
Yalnız geç Hitit çağı denilen İÖ 1000 yıllarında Kargamış Şehir Kralı Suhi'nin yapıtaşı üzerine
eşi Vati şöyle yazdırmış:
“Ben ülkenin beyi Suhi'nin karısıyım. Her nerede birisi, kocamın adını saygıyla anacak olursa beni de saygıyla şereflendirecektir”

Bu ve benzeri örnekler giderek azalmakla birlikte, Tanrıçaların pek de göz ardı edilmediği görülüyor.

 

Kaynak Yayınları
Muazzez İlmiye ÇIĞ
“Ortadoğu Uygarlık Mirası”


Hazırlayan : Nimet Tevetoğlu

 


anasayfa

KATEGORİ

- İLETİŞİM -

 

LİNKLER


ArŞİV