OCAK 2008 / Sayı : 4
Anasayfa Eski Sayılar Linkler Beyaz Atölye İletişim

FELSEFE

AHMET İNAM
 
GÖNÜLDEN BİLİME  

“Aklın, şiiri unutması bence sokaktan uzaklaşmasıyla oluşmuş, şimdi akıl bilgisayarların içine tıkıldığı için, sokaktan uzaklaşmıştır. Sokakta da aklın kötü bir kopyası kalmıştır. Kazıklayan akıl, hortumlayan akıl, sokaklarda onlar geziyor.”

Sokaklarda belki mafya geziyor. Sokaklarda eski satıcılar da kalmadı.
Eskiden eskiciler vardı veya yoğurtçular vardı, veya simitçiler vardı. Sokaklarda dolaşan öyle insanlar vardı. Onlar sadece satıcı değildi. Sütçüler vardı, postacılar vardı.
Postacılar da o anlamda kalmadı. Elektronik haberleşmeler, telefonlar, şunlar bunlar artınca postacının da çok anlamı kalmadı. Herhalde biraz aklı da sokağa dökmek lazım. Sokağa dökmek deyince başka bir şey anlıyoruz ama sokağa dökmekle yazıya dökmek arasında ayrılamaz bir ilişki olduğunu düşünüyorum. (Beni de en fazla felsefeyi sokağa döktü, ayağa düşürdü diye eleştirirler. Oysa sokağı felsefeye düşürmeye çalışıyorum; bir yorumuyla Batının Lebensphilosophie dediği bir çaba!) Onun için yazıya dökmeyi sokağa dökmekle birleştirince belki o zaman çok önemli şeyler dökebilirsiniz. Sokağın insanları, belki sizler, eski çağın başarılı simyacıları olabilirsiniz. Büyük bir arayışla bir gün kimyaya dönüşecek simya ile hakikatin ardına düşersiniz. Yaşamla bilgiyi karşılaştırarak; yaşamı yeni, canlı, heyecanlı bir iklimle buluşturabilme sorumluluğu içinde, düşünceyi, düşünme etkinliğini kapalı kapılar ardından kurtarıp, ciddiyetini, bilime, kültüre, insana saygısını yitirmeden sokağın yaratıcı havasına çıkarmak...

- Sokaktaki insan nasıl bilgilenecek donanacak?

- Biraz önce çok kolaymış bir anlatım, oysa çok zor gözüküyor, çünkü sokaklar bizim denetimimizden çıkmıştır. Sokaklar bizim kentimizi planlayan insanlara, yönetimdeki, belediyedeki kişilere, kısaca, yine bu düzenin yöneticilerine kalmış görünüyor. Ama bence bütün bu olumsuz koşullara rağmen, sokakta düşünce, yazı, duygu yaşayabilir. Nasıl yaşayabilir? Sokaktaki insanlar arasındaki muhabbetle yaşayabilir. Ben sokakta yaşayarak okulda öğrenemeyeceğimi, ne bileyim toplantı salonlarında, televizyon stüdyolarında veya ekranlarında öğrenemeyeceğimi sokakta öğrenebilirim. Oraları bir okul olarak yaşayarak sokakların bu canlılığını sürdürebiliriz diye düşünüyorum. (Sokates Agorada, meydanda, sokakta yaşardı!)

Belki sokaklar bizde de yavaş yavaş canlanıyor.. Dikkat ederseniz

taşıtların geçmediği alanlar yapılıyor, kapatılıyor taşıtlara. Bir çeşit park gibi bir şey, orada sadece yürüyen insanların egemenliği var ve arada da bir takım zorla konulmuş ticari kuruluşlar, büyük mağazalar, satış yerleri falan filan da olmamalı. Çünkü o yapılar, mesela bizdeki Migros gibi büyük binalar, orada sanki sinema filan var gibi gözüküyor ama yemek yerleri şunlar bunlar… O sokak değil, çok tecimsel bir hal almış.
Sokağı sanıyorum mimar arkadaşlar veya kent plancıları veya belki edebiyatçılar anımsatabilirler, bu denetçi ekibine. Sokağımız yandı, ruhumuz elden gidiyor, diyebilirler. Sokaklarda dışarıdan fark edemediğimiz kahvehanelerde heyecanlı edebiyat, felsefe tartışmaları, söyleşileri yapılmalı. Bir kent sokaklarıyla kültürün yaratıcı ürünlerine gebe kalmalı. Oysa öyle olmuyor, olmadı. Bir anlamda, sokaklar ve ruhlar, çok büyük yara aldı.

Batılı insan, durumu biraz yakalıyor sanıyorum. Örneğin Paris'e gittiğimiz zaman, belki turistik kirlenmelere karşın sokaklarda yürüyebiliyorsunuz.. Sokakları hiç değilse bazı yerlerde görmek olanağımız var. Avrupalı insan sokağın büyüsünü keşfetmiştir.
Orada bir köşede akordeon çalan, bir köşede hokkabazlık yapan, bir köşede marifetini göstermeye çalışan, resim yapan belki şiirlerini satmaya çalışan belki bir köşede felsefe tartışan, miting yapan, konuşan insanları görebiliyorsunuz.
Nedir asıl sorun biliyor musunuz, özel yaşamla kamusal yaşam arasında maalesef çok kötü uçurumlar açılmış. Hane içi hayatla, sokağa çıktığımız zamanki, meydanlara çıktığımız zamanki, herkesin gözü önünde olan hayat arasında çok büyük farklılık var. Evdeki insanla dışarıdaki insan birbirlerini tanımaz hale gelmiş. Rol yapıyoruz dışarı çıktığımız zaman, yapmak zorundayız. Çünkü ben çelik tencere satıyorsam, satmak zorundayım ve evde başka bir şey olurum. Evde karımı dövüyorum, çocuğumu azarlıyorum. Çirkin bir adamım ama sokağa çıktığım zaman tencere satıyorum veya şirin görünmeye çalışıyorum. İşte bu durumun sokağın kaybıyla ilgili bir şey olduğunu sanıyorum.

Kaynak :
Cumhuriyet / Bilim Teknoloji


Hazırlayan :